ne ağlarsın benim zülfü siyahım

30 06 2006

“gülersen, bütün dünya seninle birlikte güler..ağlarsan tek başına ağlarsın…” (2)

ikisi de can sıkıcı. niye bütün dünya gülsün? işte hepimizin istediği bu değil mi diye itiraz için zıplayan pollyanna lar olacaktır. lâkin azıcık düşünmek herkesin beraber gülmesinin mümkün olmadığını, hatta akıllara zarar olduğunu işaret ediyor. bu iyiler – kötüler, kâfirler – mûminler düzleminde kolayca anlaşılabilecek bir hadise.
ağlarken tek başına ağlama durumu ise bir yandan insanın acılara garkolma arzusunu kamçılasa da, asıl trajik olanın ağlarken kimsenin umurunda olmadığımız bir dünyaya doğru sürükleniyor olmamız. hepimize bir vurdumduymazlık bir aymazlık musallat oluyor, bebekler bombalanarak, hamile kadınlar ve çocuklar açlıktan (söylemesi sanki hepimize çok kolay, evet açlıktan) ölüyorlar, artık hepimiz normal karşılar hale geldik, en fazla imânın son belirtisiyle kalbimizle nefret ederek geçiştiriyoruz olan biteni. olan biten bizim dışımızda. herşey dışımızda peki biz neredeyiz, neyin içindeyiz. daha 90 sene önce herşeyin içindeydik de şimdi dışında, kenarında mıyız?
(2) old boy (chan-wook park)




bekleyiş

29 06 2006

” keşke yağmuru çağıracak kadar güzel olsaydım
ölüm ve acılar çatsaydı beni
düşüncem yapma çiçekler kadar gösterişli ve parlak
sözlerim ihanete varacak doğrulukta olsaydı ” (1)

giovanni drogo’nun tatar çölünden düşman gelecek umuduyla beklediği gibi bekliyoruz.
hayatımız beklemek üzerine kurulu, hep birşeyler bekliyoruz. beklemek bizi alışkanlıklara mahkûm ediyor; beklerken alışıyor, bağımlı oluyoruz. her neye alıştıysak, onsuz yapamaz oluyor eksikliğini hissediyoruz. bir taraftan gururumuz, beklediğimiz şeyden dönmemizi engelliyor, bizi bir kıskaca alıyor. veya her nasıl bir cesaretle o beklediğimizden dönmüş isek, bu sefer yeni bir şeyler beklemeye başlamış yeni umut denizlerine açılmış oluyoruz. fakat yine beklemek çıkıyor karşımıza ve gururumuz bu sefer daha bir güçlü bilenmiş bize. tekrar tekrar vazgeçirmiyor bekleyişimizden, ve yeni bir motivasyon başlatıyoruz kendikendimize, ‘ölsem de bu yolda bekleyeceğim sonuna kadar’ diyoruz.
artık bize, kaçırılan ya da tepilen fırsatlar ve ertelediğimiz hayatımız kalıyor. fırsatlar kapısının aralığı kapanmaya doğru yüz tuttuğunda ertelediğimiz hayatlarımıza, kaçırdığımız fırsatlara yanmaya başlıyoruz. ve gururumuz yine karşımıza çıkıyor, bize beklemekle asıl asil olanı yaptığımızı, heva vü hevesimize kurban gitmediğimizi telkin ediyor.
umutlar, gerçekler, rüyâlar, serzenişler işte yine meydan savaşındalar; yanlarında daha saymakla bitmez yandaşları, yoldaşları. kim kiminle niye savaştığı konusunda ise net bir fikre sahip değil eminim -eminolduğum bir şey varsa- arada masumlar yaralanacak, hep olduğu gibi..

yine de ümitvarım, illâ ki ümitvarım. bekleyeceğim.

(1) ismet özel