kediyle girilen diyaloglar – 2

30 06 2007

melis    : abi kuş dedim de aklıma geldi

ben      : ne geldi, aklını seveyim bi de melisim : )

melis    : gülme abi, kuş alsanıza eve hepimize bi değişiklik hem

ben      : …  biz o faslı geçtik kuzum

melis    : benim pek sesim de çıkmıyor, cıvıldar eve renk katar hem

ben      : pek ikna edici olmadı canım

melis    : abi söz gelirse aksiyon yapacam hareket mareket tarz yapacam,vıdıvıdı mır gurr

ben      :

melis    : hem şikayet etmezsiniz sürekli yatıyom diye zıplarım neyin ben de uçarım olmadı..

ben      : bizim ihtiyacımız kuş değil güzelim olayı yanlış değerlendiriyosun

melis    : neymiş peki abi, balık alalım o zaman akvaryuma bakıp hoplar oynarız.

ben      : şimdi gülüm biz seni eve annem haricinde evde bi dişi kokusu olsun, ne bilem bu evde kız havası olsun, hanım hanım dolaşsın diye aldık dahil ettik ortama ..

melis    : eee

ben      : eeesi sen bu havayı bize sunmaktan ziyade kendi havama ne katarım derdindesin.

melis    : aşkolsun abi, bana sende dişi havası yok mu diyosun şimdi, beni ameliyat ettirirken iyiydi ama. Selo’ yu da  unutmadım.

ben      : gudugudugudu canım benim yirim seni, hadi gel top atmaca oynayak .. atıyom bak

melis    : kaşıma beni, hani hani ?





kediyle girilen diyaloglar

25 06 2007

melis  : abi bişey diycem

ben    : de melis

melis  : sabahtan akşama kadar yatmak istiyorum.

ben    : akşamdan sabaha ne yapacaksın kuzum ?

melis  : gene yatarım.

ben    : nası yani ?

melis  : yer değiştiririm abi, serin yerler felan ..

ben    : komple yatış diyosun ?

melis  : entropi açısından şeyettim abi, çaktın !

ben    : hakket ya, ben niye hiç düşünmedim bunu.

melis  : ben düşündüm abi yatarken, minimum ısı yayımı hem küresel ısınma cenahından da bak olaya; bi taşla iki kuş.

ben    : de get melis git kelebeğini kovala ya, kediler düşünür müymüş hiç ?

melis  : aşkolsun abi, konuşturmayı biliyon ama.

ben    : o ayrı mevzuu, hem miyav felan desene sen, yoksa saçmalıyon bak.





Kediler ve erkekler

25 06 2007

Bu erkekler kokuyu kediler gibi alır

Ve kediler her gece sürünür yastıklara.

Denizleri bahtiyar eden günler kısalır;

Satılmayan çiçekler, zehirli ve kapkara,

Unutulmuş erkekler ve kadınlara kalır.

Bir geyiğin gözleri düşer eriyen kara

Ve erkekler kokuyu kediler gibi alır.

Sezai Karakoç





Ben sanırdım âlem içre bana hiç yâr kalmadı / Ben beni terk eyledim gördüm ki ağyâr kalmadı. (8)

25 06 2007

 

Hatırı sayılır bir ayrılığın ardından gözyaşınızın dökülmesine sebep olacak bir arkadaşın varlığı, insanı şükre yönelten bir olgu. 

Şükür; bana beraberinde şunları da düşündürttü: 

İnsanoğlunun şu fani dünyada zorlukları göğüslemesi ne bileyim hayatını her türlü sıkıntıya rağmen devam ettirmesi için çevresinde olması gerekenler kimlerdir? Anne-baba’yı ve karı-koca olma durumundan mütevellit eş olma halini saymazsak, insanın kardeşinin ve arkadaşının olması çok önemlidir. Yakınınızda değillerse bile önemlidir, en azından varlar. 

Kardeşi (karındaşı) olmayan insanlar (misal: annem, anneannem ve daha nice tanıdıklarım) hep bir kardeş eksikliği içinde büyümüş olmalılar. Bir evin tek çocukları, yani hep eksik bir hayatı yaşamak durumunda olanlar; yani akşam ezanından sonra kavga edecek birini bulamayanlar, bir şeyleri paylaşacak hatta paylaşamayacak dahi kimseyi bulamayanlar; kendi kendilerine sevinip kendi kendilerine üzülenler… Onlara  ne kadar krallar gibi bakılsa da hep mazlum büyürler bence. İyi bir arkadaş paklamadıkça durumlarını yalnızlıkları nasırlaşır ruhlarında. 

Arkadaşlar ise genellikle ilk ve ortaokul sıralarında hayatımıza dahil olurlar, kimisi ve daha uzun sürecek olanları ise kişiliğimizin de yavaştan belirmesiyle lise ve daha sonrasına denk gelir. Çok daha sonraları da arkadaş edinilir çünkü bu bir ihtiyaçtır ve kaderinizin sizi kiminle, ne zaman, nerede tanıştıracağı bilgisi size verilen bir şey değildir. Arkadaşınız iyi gününüzde kötü gününüzde yanınızda olandır. Bazen kardeşinize anlatmadığınızı, arkadaşınıza anlatırsınız. Bu kayıp şehirde aynı sahilde gemileri yakanlardansınızdır ve bazen birbirinizi teselli eder bazen kutlarsınız… 

Bu ikisinin yokluğu ise insanı içinden çıkılmaz bir çukurun içine atabilir. En az birisinin varlığı [ki birini elde etmek teoride her zaman mümkünse de diğerini elde etmek size bağlı olmayan bir gelişmedir] sizi iflah olmaz bir yalnız yapmıyor. O kadar da yalnız değilsiniz! Şimdi sorun kendinize, ben ne kadar yalnızım diye. Daha ne olsun değil mi? Yaşamak dediğimiz böyle bir şey zaten; her şey tıkırında gitmiyor.

(8) Nîyazi Mısrî





…*

15 02 2007

lanetlenmiş bedenimi gözlerinizin önünde yakacağım
yüreksiz ve kurumuş dudaklarım adanmış tanrılarınıza
adımlarım seyrek ve ölüme doğru
ben bittim, bakışlarım bitti
ve söyleyeceklerim bittiğinde
elbiselerimi anneme vermeyin sakın.

* yazarı bilinmiyor.





Yağmur Duası

26 12 2006

Ben geldim geleli açmadı gökler
Ya ben bulutları anlamıyorum
Ya bulutlar benden birşey bekler
Hayat bir ölümdür aşk bir uçurum
Ben geldim geleli açmadı gökler

Sezai Karakoç





çekidüzen – entropi meselesi

26 12 2006

kendine bi çeki düzen ver, hayatın bi düzene girsin.

bu lafı çeşitli vesilelerle her daim duymak zorunda olmak insanın metabolizmasının işleyişini dahi etkileyen bir ahvâle düçar ediyor kişioğlunu.
şundan mütevellit metabolizmayı hadisenin içine mix ettim; bir adama kırk gün deli dersen o adamın akıl sağlığı şüpheli bir hal alıyor. işte öyle bir şey.
bir düzen içinde olmak ya da olmamak bütün mesele bu mu?
yani bu bahis aslında genellikle kronik evlilik sorunsalıyla alâkalı olarak mevzu edilen bir durum. evlenince hani düzenli olacak ya hayat; kasdedilen ne ise;
yemek öğünlerinin geleneksel vakitlerinde yenmesi ne bileyim gece vakitli yatıp sabah erken kalkmak gibi insanın kendini bir plana tabii tutması ile ilgili şeyler olsa gerek bu düzenlilikten kasıt.


iyi de kardeşim, şimdi iki dakka müsaade;

entropi diye birşey var! herşey bir düzensizliğe doğru gidiyor, en babasından sabit kalıyor bu düzensizlik, yani hep daha da bi düzensizliğe doğru gidiş var. bi kere evren böyle, o koca patlamadan beri hep bi düzzensizleşsin hep bi düzensizleşsin, böyle kurmuş bu düzensiz düzeni kuran. Allahualem düzensiz düzen diyerek en ufak bir hafife alma ima etmediğimi herkesler bilmeli, o derece hatta vasıflandırmak için derece yetmiyor mükemmel ötesi bir düzenden bahsediyoruz vakıâ, tekrara gerek varmı? neyse, biz o kadar domino taşını dizelim düzgün düzgün, bi tanesi bi çuval incire eyvallahı olmayan bitanesi, tüm dizili düzeneğin canına fatiha okusun.
e biz ne diye koca evren düzensizleşirken kendimize düzen kuracaz, taşları dizecez, schedule programı yapacaz diye laylaylom işlerle uğraşıyoruz.

ihtiyacınız kadar az enerji harcayın kardeşim. kasmayın düzeltecem diye zaten bozuluyo.
bırak saçların dağınık kalsın, bir kız görme ihtimalinde tararsın. ne bileyim yavv
düzensizliğe uyum sağla herşey çok daha güzel olacak, hatta tam süper olacak.

(7)*
“Bayan Felix: “-Ev ödevini niye yapmıyorsun?”

Allen Felix: “-Evren genişliyor. Her şey birbirinden uzaklaşıp ayrılacak, hepimiz öleceğiz. Öyleyse ne gereği var?”

Bayan Felix: “-Biz Brooklyn’de yaşıyoruz. Brooklyn genişlemiyor. Git ödevini yap.”

-Woody Allen’in Annie Hall’undan. “
* ben de bu alıntıyı avni çetinkurt un sitesinden yapmıştım. bkz. www.birey.com/avnia





"hayalin senin en büyük düşmanındır..hayalin olmadığı zaman en cesur sen olursun.." (4)

31 08 2006
“Truth is stranger than fiction, but it is because Fiction is obliged to stick to possibilities; Truth isn’t.” (5)

İmdi,

Er kişi bir şeyi çok istiyorsa [(yanlış oldu er ya da hatun kişi, ya da Müslüman kişi demeliydim; zaten gerçekte büyük bir muhabbet beslediğim :) hatun kişilerin yazdığım bloglardaki dil yüzünden hakarete varan tepkilerine maruz kalmama rağmen onlara yine de sevgi beslemem bir hüsnü kuruntu değil zannımca.) (konuyu dağıttım yine, yazıya girişince kafama bir sürü tilki dolanıyor) ]

Evet er ya da hatun kişi bir şeyi çok istiyorsa istediğinin olabilmesi için istediği şeyin olduğunu hayal etmesi o şeyin gerçekte olmasına bir katkıda bulunacak mı ? yoksa şöyle bir yol mu izlemeli bizlere öğretildiği cihette.
İstenilen şey her ne ise onun olması için dua edilir. Bu istenilen şey yaradanın rızası dışında bir şeyse, olması için değil bunun olmaması ve bu isteğin sönmesi başka güzel ulvî isteklere dönüşmesi için dua edilir. Kişioğlu bununla kalmaz tabi duasını desteklemek için istediği şeyin olması için gereken gayreti gösterir, çaba sarf eder, ceht eder. (bu çaba, yeri gelir bir fırın ekmek yemeğe karşılık gelir, yeri gelir kırk gün hamallık etmeye vs.) beraberinde ve sonrasında ise tevekkül eder. Gayrısı Allah kerimdir. Nokta.

Hayal kurmak (adı üstünde kurmak bir kurgudan(5) bahsediyoruz, salt dünyevi bir yaklaşım tarzı bence), hayaller denizinde yüzmek ise şairin dediği gibi ipleri elden kaçırmak gibi, siz hayal ediyorsunuz başkaları yaşıyor, biraz epicurizm(6) e kaydırıyor ayağımızı… hayal kurmak gitgide hayalciliğe hatta bir çeşit uyuşukluk haline sürüklüyor gibi insanı. Yani hayal kurmak şunu andırıyor; iki kadeh atıp gevşemek, dalmak alemlere, yaşayamadığım istediğim diyemediğim olduramadığım bir alemden başka alemlere, hayallere gitmek.. bir uyuşukluk halinin resmedilmesi gibi.

Hayalleri olanlar ya da olduğunu sananlar bu söylediklerime katılmayacaklar veya zorlanacaklar. Kavramlar baş döndürücü aslında. Çok olmasını istediğimiz şeyin bir hayal olması gerekmiyor, aslında olmayacak şey hayaldir belki. Pokemon’lu bir dünya veya he-man’li orko’lu bir kahvaltı, hayal bu herhalde. Yerküre üzerinde beşeri olaylar zincirinde düşündüğümüzde ise olmayacak şey, yani imkânsız inancıma göre yoktur, her şeye kadir olan yaradan a inandığımıza göre. Ve gönülden istediğimizi bize vereceğini vaat ettiğine göre.
Kendimiz kandırmayalım O’nun vaadinden sonra hangi hayalin peşinde koşacağız?

Hayal kurmadan evvel ipler sizin kontrolünüzde, hayal kurduğunuzda ipler in bir kısmı hayalinizin bir kısmı başkalarının kontrolünde, rüyanızda ise ipler ne sizin ne de başkasının kontrolünde, daha gizemli yüce bir kontrolde gibi.

Ezcümle; mutluluk hayal kurmakla varılacak bir merhale değildir. Rüyalar ile mutlu olmayı tercih ederim. Welcome to the real world…

(4) old boy (chan-wook park)
(5) Mark Twain – (Gerçek, Kurgu’dan daha acayiptir, çünkü Kurgu olabilirlikleri gözetmek durumundadır, gerçeğin öyle bir zorunluluğu yoktur)
(6) epiküros’a (i.ö. 341-270) göre mutluluk erdem peşinde koşmakla değil, gündelik ve yalın kaygıların ötesinde sükun ve huzurla temin edilir. ona göre ruh dinginliği ve ilgisizlik iki temel ilkedir.





Annemi isterim !

21 08 2006

Kısır (adı niçin kısır veya gısır bilinmeyen ve bu yüzden insanı küçük yaşta mal eden bir çok bileşenli alaşımsı yenilesi şey), elmalı pasta, çörek, börek, peynirlisi, ıspanaklısı yok haşhaşlısı bilimum ev hanımı marifetlerinin bir bir sergilendiği bir kadınlar matinesimsi bişey, bi toplantı, organizasyon, apartman şeysi işte, düşünün.
Kadınlar ama kompile kadınlar yani, küçük bebeler de var gerçi zırıltılarıyla. Tabi dedikodunun bini bir para, derin! mevzulara dalınmış, cakcuka cakada cuka, hararet, tartışma, muhabbet üstü desibel rahatsızlık verici falan.
Aralarda kahkahalar, gülüşmeler, çeşit çeşit, Allah canını almasınlar, kültür ve yetiştirme tarzının getirdiği konuşma farklılıkları, aradaki kibar modern hayatı özümsemiş hanfendilerden dolayı herkeste bir seviyeyi yüksek tutma çabası falan derken kapı zili deli gibi ötmekteydi.

Evsahibi gürültünün lineer olmayan gelişigüzel ama ne gelişigüzel yani anlatamam frekansına rağmen kapıyı duyar; çünkü kendi zilinin yaydığı frekansa aşina.. kapının açılmasıyla içeriye hışımla fırlayan eleman, bütün o gelişigüzel dalgaların üstüne öyle bir dominant söz savurduki, sinüsünden randomundan tut da bütün o genlikleri sönümleyen bu ses şöyle yankılandı üzengilerde:

Annem nerde laynnnn !!! (soluk soluğaydı)

Bir insan evladının anasına ne kadar da ihtiyaç duyabileceğinin apaçık bir ispatını kanun mertebesinde kanıtlayıcı bu hadisenin gerçek kahramanı olan ve etrafında kendinden başka erkek bulunmayan bu kaçık Halîm di. Kadınlar topluluğuna reel olarak layynn diye hitap edemedim diye serseri düşüncelere girişmeyecekti ileride…

bitti.




"Niçin baktın bana öyle / Derdin nedir, durma söyle" (3)

19 07 2006
kardeşşimmm !!(sana demedim saco, lafın gelişinden mütevellit)
kardeşşimm!! ( kulakları çınlasın burçak bey in hitabetindendir, muhabbetimiz vardır)
neyse mevzudan sapmayalım;
niçin ?
niçün ?
bazı kızlar diger bazı kızlardan çok daha güzel ?
sebeb-i hikmeti gayesi nedir bilen beri gelsin.
yani, onlar olmayaydı biz de derdik ki; kardeşim, bu budur, bunun standardı budur toleransı budur, ne bileyim oynar oynar da en fazla bu kadar oynar. kumaş budur anlayacağın, bundan bu çıkar, fizan a gitsen daha müspetini daha yahşisini bulamazsın; farketmez seç beğen takıl gibi bişeyler olurdu. herkes memnun olurdu; çünkü daha iyisi yok, memnun olmayıp da ne yapacan. kimse diyebilir mi ki, kardeşim bu mercedes (ben bmw ciyim o başka) de amma rahatsız araba, ( höst ula derler adama daha iyisi var da rahatlatmadık mı) memnun olmayan sınıf değiştirip ne bileyim motora biner, uçağa biner, amma bu bizim hikâyeye uymaz, denemeyin. Yani dünyadaki bütün otomobiller tofaş ın kuş serisinden olsaydı herkes hem işini görürdü, hem de kimse benim arabam senin arabanı geçer cazgırlığı yapamazdı.
amma ve lakin ortada tolerans felan yok, bazısı çok güzel, öyle ki görmeyedur dünya gözü ile, ağzının açık olup dana gibi boş bakışlarda duraksadığını unutakılırsın da, sanki bir sayıklama halindeymişsin de bir rüya kümesinin altkümesi durumuna indirgenmişsin gibi ahmak ve şaşkın kalakalırsın. e böyle olunca ne oluyor. akıl denilen tanımlayamadığımız elle tutulamaz gözle görülmez meleke almıyor, almıyor abi. gayrısını almıyor yani, onda kalıyor, sabitliyor. şimdi geri kalan gürûh, yani bu son gördüğümüz cihan güzelinden gayrısı, gitgide (more and more) çevremizdeki herşey gibi oluyor, bir fark yaratmıyor yani, heyecan duymuyoruz, kalp atışımız hızlanmıyor. -lafı nasıl bağlayacağım konusunda da endişe duymaya başladım-
çok erkekbencil (böyle bir kavram var mı?) ya da erkekmerkezcil düşünmüşsün diye kız arkadaşlar zıplayacaktır. ya zaten yazının başından itibaren adeta zıpzıp olmaları gerekiyor ki, amaç da bu zaten, hareketlenin biraz, hepinizin kilo sorunu var, niye? bana küstah diyenler varsa yanlış anladınız derim, ben böyle demek istememiştim. :)
* erkekliğin bilmem kaçıncı kanunu : asla bir kızla polemiğine girme, tamam de, olur de.
** erkekliğin bilmem kaçıncı kanununa zeyilname : haala mı bıtbıt, höött de. tamam sakin ol ama sinirli dur.

(3) Uşşâk makamındaki bu eserin Bestesi : Sadettin Kaynak, Güftesi : Vecdi Bingöl